31.01.2016
22.kez yurt dışına turneye çıkmak üzere hazırlanıyoruz. “Böyle Devam Edemeyiz”i Ludwigshafen’de, Theater im Pfalzbau’da oynayacağız. Bu, bir festival değil, o tiyatronun tarifeli oyunlarına dahil edildik. Hatırlama provamızı yaptıyoruz, dekorumuzu paketliyoruz. İlk kez dekor paketlemekten ve taşımaktan ötürü bu kadar büyük bir yorgunluk ve bıkkınlık hissediyoruz. Üzülen her yerimiz artık çok ağrıdığı için birikmiş büyük bir yorgunluğumuz var, belki ondandır, diyoruz içimizden. Yorgunluğun küçük nedenlerinden biri de şu: 31 Ocak Pazar günü Istanbul’da büyük bir elektrik kesintisi bekleniyor;  bu kesintiden nasibini alacak ilçelerden biri de Beşiktaş. Bizim dükkanın kepengi elektrikle çalışıyor. Beşiktaş sabah 9’dan itibaren kesik gözüküyor. Bizi havaalanına götürecek araç 8.30’da gelecek. Korkulu rüya görmektense uyanık kalmaya karar veriyoruz, sabahın 7’sinde dükkana geliyoruz ki almanya’ya “şey… şimdi şöyle oldu: bizim memlekette elektrik kesintisi diye bir şey var; biz dükkanımızın kepengini açamadık, dolayısıyla dekorumuzu filan alamadık, dolayısıyla uçağı kaçırdık, dolayısıyla gelemedik…” demek zorunda kalmayalım. Elektrik kesilmeden önce dekorumu yüklüyoruz, kepengi kapatıp çıkıyoruz. Uçağımız 11.40’da havalanıyor.
Daha sonra o gün elektriklerin kesilmediğini öğreniyoruz.

Ludwigshafen’e en yakın havaalanı olan Frankfurt havaalanına iniyoruz. Bizi almaya bir taksi gelecek. Havaalanı çok büyük, nihayet buluşma noktasına varıyoruz. Tahmin ettiğimiz gibi şoför Türk. 50 yaşın üzerinde. Dekorumuz ve biz arabaya doluşuyoruz. Yol yaklaşık bir saat sürecek. Türkler’in: “buralar zaten bizimdi, bu Almanlar geldiler, bizim olan yerlere yerleştiler, ama nafile buralar hep bizim,” tavırlı olanlarından biri şoför. Erzurumlu bir Alman!!!!! O kadar ki para birimi olarak ‘euro’yu bile telaffuz etmeye bile tenezzül etmiyor, ‘lira’ diyor.
Ludwigshafen’e, tiyatroya vasıl oluyoruz. Dekoru indiriyoruz. İki teknik adamın yardımıyla oynayacağımız sahneye taşıyoruz. O akşam orada başka herhangi bir etkinliğin olmadığını anlayınca “bize yarım saat izin verin de şu paketleri açalım, yarın zaman kazanalım” diyoruz. “Sonra ışığı kapatıp çıkın” diyerek salonu bize emanet edip gidiyorlar. Paketleri açmakla kalmayıp kabaca dekoru kuruyoruz. Işığı kapatıp çıkıyoruz. Elimizde plan var, otel çok yakın.
Daha önce bu kadar kasvetli bir şehir görmediğimiz konusunda hemfikiriz Şehsu’yla.

01.02.2016
Kuvvetli bir kahvaltı ve ver elini tiyatro. Her şey sözleştiğimiz gibi ilerliyor. Tam 10.00’da herkes salonda. 5-6 kişi sandalye diziyor, iki teknik adam kendilerini tanıtıyorlar. Kurulum çok hızlı ve kolay halloluyor.
Ren kıyısında uzun bir yürüyüş yapıyoruz ve bir İtalyan lokantasında yemek yiyoruz. Vakit geçmek bilmiyor. Şehirde fazla seçenek yok. Ren kıyısında biraz daha yürüyoruz ve otele dönüyoruz. Yarın yüzümüz kara çıkmasın diyerek oyunu ‘slalom’ geçiyoruz.

02.02.2016
Gün, sabah 7’de başlıyor. Sıkı bir kahvaltıdan sonra uygun adım marş tiyatroya. Son hazırlıkları tamamlıyoruz ve saat 09.55’te seyirci içeri alınıyor. Oyun çok kötü geçmiyor, ama çok iyi de geçmiyor. Oyunun bittiğini anlamıyorlar, sonra öğreniyoruz ki zaten oyundan da bir şey anlamamışlar. Hele Almanlar hiç bir şey anlamamışlar. Durumu tiyatro yönetimine bildirip şikayet etmişler. Canımız ziyadesiyle sıkılıyor.
İkinci oyun için seyirci 11.55’te içeri alınıyor. Bu sefer bütün kılıçlarımızı kuşandık. Yaradana sığınıp girişiyoruz oyuna. İlk oyunu telafi etmezsek uyku muyku haram bize. Oyunu epey yavaşlatıyoruz, bazı şeyleri “bilal’e anlatır gibi” tek tek, dura dura anlatıyoruz. Almanca bölümlerini arttırıyoruz. Bu kez oyun anlaşılıyor. Oyundan sonra seyirciyle söyleşi yapıyoruz. “Bu hikaye nasıl oluştu?” “kuklaları siz mi yapıyorsunuz?” “Neden siyah giydiniz?” “O kuklalar nasıl oluyor da bir renkli bir siyah beyaz oluyor?” Sorularının arasında Türk kızlardan biri bana: “siz gerçek türk müsünüz?” diye soruyor. Seyirci gittikten sonra dekoru toplayıp paketliyoruz.
Ren kıyısında uzun bir yürüyüşe çıkıyoruz. Yürüyüş yolunun sonundaki parka gidiyoruz, gözlerimiz yeşilde bayram ediyor, çınar ağaçlarına dokunuyoruz, sarılıyoruz.
Akşam, bilmem kaç kuşaktır aynı işi yapan bir ailenin işlettiği %100 Alman bir lokantada güzel bir erkekle güzel bir kadının güler yüzle servis ettikleri leziz %100 Alman yemeğimizi yiyip %100 Alman biramızı içiyoruz.

02.02.2016
Wilhelm Hack Müzesi’ni geziyoruz. Güzel bir müze ve gezerken çok eğleniyoruz.
Bizi havaalanına götürecek araba tam zamanında geliyor.
23.00’te Istanbul’a iniyoruz.